Posted on: February 16, 2024 Posted by: Aposto Admin Comments: 0

Teknolojinin gelişimi sadece hayatlarımızı değiştirmekle kalmadı aynı zamanda sosyal ilişkilerimizi, iş yapış şekillerimizi ve dünya ekonomisinin büyük bir kısmını etkiledi. Eğitim de teknolojinin gelişiminden etkilenen en önemli alanlardan biri. 1991 yılından itibaren hayatımıza giren internetin yaygınlaşması, bilgisayarların ve cep telefonlarının gelişmesi ile teknolojik aletler büyük çapta erişilebilir hale geldi ve bu durum teknolojiye erişimi kolaylaştırdı. Eskiden yüz yüze eve gelen özel öğretmelerin ya da öğrencilerin fiziksel olarak doldurduğu sınıfların yerini şimdi Zoom, Microsoft Teams gibi sanal platformlar yoluyla yapılan dersler aldı. Dünyanın en iyi hocalarından ders almak için Youtube’a girmek ya da Edx, Coursera gibi platformlar üzerinden kurs satın almak yeterli.

Photo by Compare Fibre on Unsplash

Dijital eğitimin işe ve okula ulaşım sürelerinden zaman kazandırması, daha ekonomik olması ve dünyanın her yerinden sadece internet bağlantısı ve bir akıllı cihazla erişilebilir olması online eğitimi cazibeli kılan özelliklerinden sadece birkaçı. Online eğitim aynı zamanda farklı öğrenme yöntemlerine de imkan veriyor, dünyanın en iyi öğretmenlerinden ders almayı mümkün kılıyor, standart ve kaliteli bir eğitim sağlaması da artılar hanesine yazılabilir.

Tabii her güzel şeyin negatif tarafları olduğu gibi dijitalleşmeyle gelen bazı eksiler de var. Sosyal izolasyon bunlardan biri, uzun süreli yalnızlık hissinin ruh sağlığı üzerine kötü etkileri olabiliyor. Çok fazla ekran başında kalmak gözlerde sağlık sorunlarına, hareketsizlik ise çok çeşitli diğer hastalıklara davetiye çıkarabiliyor. Bu zararları minimuma indirmek ve teknolojinin faydalarından maksimum ölçüde yararlanmak için insanların dijital bilince sahip olması ve bu konuda eğitilmesi önemli.

Eğitimde Dijitalleşmenin 4 Evresi

Eğitimdeki dijitalleşme elbette bir günde gerçekleşmedi. Geleceği öngörebilmek için günümüze, günümüze nasıl geldiğini anlamak için ise geçmişe bakmakta yarar var. Bulunduğumuz noktaya gelene kadar birçok teknolojik yenilik ve ilerleme sağlandı. Dünya çapında online eğitimin durumunu ve trendlerini araştıran bir çalışmaya göre eğitimde dijitalleşmenin gelişimini 4 evreye ayırmak mümkün; 1991-2000 yılları arası internetin ilk ortaya çıktığı ve yavaş yavaş erişilebilir olmaya başladığı dönem, 2000-2007 teknolojinin eğitim yönetim sistemlerinin (LMS, Learning Management System) kullanımının arttığı dönem, 2008-2012 yılları arası MOOC (Massive Open Online Course) kitlesel açık çevrimiçi kursların ortaya çıktığı dönem ve 2012’den günümüze kadar olan dönem şeklinde özetlenebilir.

İnternet ilk ortaya çıktığında daha sınırlı bir toplum kesimine hitap ediyordu, bu kesim maddi olarak üst sınıfta olup teknik bilgisi yüksek insanlardı. Zamanla bu durum değişti ve teknolojik aletler ucuzlarken kullanılan yazılımlar da daha kolay kullanılabilir hale geldi. Tek tıkla bilgiye erişmek ve eldeki bilgiyi paylaşmak kolaylaştı. İlk zamanlarda bilgi kırıntıları blog yazıları, e-mailler ve sunuculara yüklenen e-kitaplarla insanlara ulaşırken, Web 2.0’nin hayatımıza girmesiyle beraber kullanıcılar da bilgi paylaşabilir hale geldi. Arama motorları sayesinde istenen bilgiyi bulmak kolaylaştı, online kütüphaneler kuruldu, Wikipedia gibi online ansiklopediler oluşturuldu. Zamanla LMS’ler (Learning Management System) şirketler ve üniversiteler tarafından kullanılmaya başlandı, sonrasında 2012 MOOC’lar ile online eğitimde büyük reformlar gerçekleşti.

Pandemiyle gelen hızlı dönüşüm

Photo by Anastasiia Chepinska on Unsplash

Covid-19 salgınından sonra yaşanan kapanmalar ile online eğitime katılım inanılmaz boyutlara ulaştı ve yapılan yatırımların miktarları arttı. Bu süreçte online eğitim hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Sadece okullar ve üniversiteler değil dünyanın en büyük şirketleri çalışanlarını eğitmek için online platformlar kullanmanın artık bir zorunluluk olduğunun farkına vardı. Şirketler çalışanları kendilerine çekebilmek için iş ilanlarında online eğitim bütçelerinden bahseder oldu. Özellikle çalışanlarının verimliliklerini arttırmak, onları sektörle güncel tutmak ve onlara katkı sağlamak için şirketler bu alanda yatırımlarını arttırdı. Gelecekte şirketlerin online eğitime ayırdıkları kaynakların hızla artması bekleniyor.

Yatırımlar, sektörün durumu ve öncüleri

Dijital eğitimin gelişimini ve geleceğini bu alanda yapılan yatırımlara ve genel sektör istatistiklerine bakarak görmek mümkün. Dijital eğitim (e-learning) 2000 yılından itibaren %900 büyüyerek eğitim alanındaki en hızlı büyüyen alan oldu. [3] 2019 yılında online eğitimin dünya ticaretindeki payı toplamda 200 milyar dolar civarındaydı bunun 2026 yılına kadar 457,5 milyar dolara erişmesi bekleniyor.

Dijital eğitimin içeriğine özellikle kurumsal şirketlerin penceresinden bakıldığında LinkedIn’in raporu bizlere önemli iç görüler veriyor. Linkedin’In 2018 raporuna göre şirketlerin %90’ı çalışanlarına dijital öğrenme imkanları sağladı. Buna göre dijital eğitimlerde en önem verilen alanlar %59’luk bir oran ile yeni beceri kazandırma ve var olan becerileri geliştirme, %53 oran ile liderlik ve yöneticilik ve %33 oran ile sanal işe alım ve oryantasyon alanlarında gerçekleşti. Sosyal becerilere yönelik eğitimin şirketlerin ve çalışanların birincil önceliği olduğu görülüyor. Bunun yanında dijitalleşme çalışanların gelişimlerini de etkiledi. Çalışanların %68’i işte iken öğrenmeyi tercih ederken, %58’i öğrenme süreçlerini kendi istedikleri zamanlara yayarak öğrenmeyi tercih ettiği görüldü.

Peki hızla gelişen bir teknoloji ve her geçen gün büyüyen bir yatırım alanı olan dijital eğitimde hangi platformlar ve yöntemler kullanılıyor? Aslında bu sorunun kapsayıcı bir cevabını vermek oldukça zor ancak sektörün en büyüklerine ve en öncü şirketlerine bakmak bize fikir verebilir. MOOC konusunda Coursera ve EdX bu alanın hem öncüleri hem de günümüzde en çok kullanıcıya ve kursa sahip online eğitim platformları. Bu platformlarda dünyanın en iyi üniversiteleriyle yapılan iş birlikleri sonucu oluşturulan kurslar ve tamamen online şekilde lisans ve yüksek lisans dereceleri almak da mümkün. Udacity yine benzer bir MOOC platformu ve diğerlerinden farklı olarak üniversitelerle değil, Google, Microsoft gibi büyük teknoloji şirketleriyle beraber eğitimler sağlıyor. Udemy, LinkedIn Learning ve SkillShareC de tercih edilen diğer platformlardan. Online kurs platformlarına gelince Thinkific, Teachable, LearnWorlds gibi platformları saymak mümkün. LMS platformu olarak LearnUpon, Docebo gibi platformlar örnek verilebilir.

Gelecekte bizleri neler bekliyor? Metaverse?

Photo by David Dvořáček on Unsplash

Son yılların yükselen trendi Metaverse yani sosyal etkileşim odaklı sanal evrenler olarak çevirebileceğimiz sanal gerçeklik teknolojisi eğitimde çığır açması beklenen reformlardan biri. Facebook ve Microsoft bu alanda oldukça yüksek yatırımlar yaptılar. Sanal gerçeklik setleriyle sanal sınıflarda buluşmak, fiziksel dünyayı aratmayan deneyimler yaşamak hedefleniyor. Tıp öğrencilerinin sanal ortamda ameliyat eğitimleri alabildiğini, tarih derslerinde kendinizi Napolyon savaşlarının tam ortasında bulabileceğiniz, ehliyet sınavınızı hiç arabaya binmeden kendi evinizde teknolojik aletlerle alabileceğiniz bir dünya hayal edin, işte sanal gerçeklik bunu ve daha fazlasına imkan sağlayacak. Microsoft sanal gerçekliğe yönelik önemli adımlardan biri olan Mesh for Teams teknolojisini duyurmuştu, bu teknoloji şu anda önizleme aşamasında ve yakın zamanda genel kullanıma açılması bekleniyor.

Metaverse sanal gözlüklerle ve ek araçlarla erişebileceğimiz sanal bir dünya, peki ya tüm teknolojik araçları aradan çıkarıp direkt beynimizle bir Metaverse’e bağlanabilseydik nasıl olurdu? Beyin Bilgisayar Arayüzü (Brain Computer Interface, BMI) geliştiren NeuraLink’in kurucusu Elon Musk’ın iddiası bu yönde, insan kafatasına yerleştirilen küçük bir cihaz yardımıyla gerçek dünyadan farksız sanal bir deneyim yaşamanın mümkün olacağını iddia ediyor. NeuraLink’in amaçlarından biri de geliştirdikleri BMI cihazı sayesinde beyinle veri alışverişi yapabilmek. Bu da milyonlarca verinin beyninize saniyeler içerisinde işlenmesini ve öğrenmeyi kolaylaştırabilecek ve hatta bu verilerin üstün yapay zeka modelleriyle terabaytlarca veriden sadeleştirilmiş anlamlı veri olduğunu düşünürseniz, uzmanlaşması yıllar süren bir alanda derin bilgilere sahip olmak için belki de sadece saatlerimizi harcamak yeterli olacak. NeuraLink’in hedeflerine ulaşıp ulaşamayacağını zaman gösterecek ancak insanlık olarak önümüze koyduğumuz hedeflerin çok yüksek olduğunu göstermesi açısından anlamlı. Bize düşen teknolojinin sağladığı kolaylıklardan en verimli şekilde yararlanmak ve kendimizi yeniliklere hazırlamak. Bakalım zaman bize neler gösterecek, hayal etmeye devam.

Leave a Comment